eDİNİLMİŞ MALLAR
Aile hukuku uyarınca ikame edilen boşanma davaları, taraflar arasındaki şahsi ilişkinin yanı sıra, evlilik birliği süresince edinilen mal varlığının cebri tasfiyesini de beraberinde getirir. 1 Ocak 2002 sonrası yürürlüğe giren “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi”, eşlerin emek ve mesai birliğiyle edindikleri değerler üzerinde karşılıklı alacak hakkı tanımıştır. Ancak bu hakkın kağıt üzerindeki bir iddiadan somut bir tahsilata dönüşmesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) prensiplerinin titizlikle uygulanmasına bağlıdır.
Edinilmiş Mallarda “Eklenecek Değer” ve Mal Kaçırmanın Engellenmesi
Mal rejiminin tasfiyesinde en kritik aşama, TMK m. 229 uyarınca “eklenecek değerlerin” tespitidir. Eşlerden birinin, diğerinin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı karşılıksız kazandırmalar veya davanın açılmasından önceki bir yıl içinde gerçekleştirdiği olağan dışı devirler, tasfiye hesabına sanki o mal hala mevcutmuş gibi dahil edilir.
Burada ispat hukuku açısından belirleyici olan, devrin yapıldığı tarihteki mülkiyet durumu ile devir bedeli arasındaki oransızlıktır. Taşınmazın rayiç değerinin çok altında bir bedelle üçüncü kişilere devredilmesi, hukuken “muvazaa” karinesini güçlendirir. Bu noktada alacaklı eşin stratejisi, devrin hayatın olağan akışına aykırılığını somut verilerle dosyaya sunarak, işlemin gerçekliğini kanıtlama yükünü devri yapan tarafa bırakmaktır.
Ziynet Eşyalarının İadesinde İspat ve İade Karinesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları uyarınca, düğün takıları cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin kadının kişisel malı hükmündedir. Ziynet alacağı davasında kadının yegane ispat yükümlülüğü, bu eşyaların düğün merasimi sırasında var olduğunu (video kaydı, fotoğraf veya tanık beyanı ile) kanıtlamaktır.
Bu aşamadan sonra hukuk mantığı gereği ispat yükü yer değiştirir. Kocanın, “takılar ortak ihtiyaçlar için bozduruldu” şeklindeki savunması, takıların kadına iade edilmemek üzere verildiği ispatlanmadığı sürece hükme esas alınamaz. İspat edilemeyen her bir ziynet birimi, dava tarihindeki serbest piyasa değeri üzerinden nakdi alacağa tahvil edilir.
Alacağın Tahsil Kabiliyeti ve İhtiyati Tedbirlerin Önemi
Mahkeme ilamı ile hüküm altına alınan maddi hakların fiilen tahsil edilebilmesi, yargılamanın başında alınacak koruma tedbirlerine bağlıdır. HMK m. 389 çerçevesinde, uyuşmazlık konusu olan veya tasfiyeye tabi tutulacak taşınmaz ve araçlar üzerine konulacak ihtiyati tedbir şerhleri, “tahsil edilebilir bir alacak” inşa etmenin ilk adımıdır. Yaklaşık ispat kuralı işletilerek, karşı tarafın tasarruf yetkisinin kısıtlanması, davanın sonunda elde edilecek hakların karşılıksız kalmasını engeller.
Sonuç olarak, aile hukuku kaynaklı mali talepler, bir “ispat disiplini” içerisinde yönetilmelidir. Doğru hukuki nitelendirme ve ispat vasıtalarının zamanında ikamesi, davanın esasına dair kararın, icra edilebilir ve likit bir varlığa dönüşmesini sağlar.
Av. Ömer Faruk ARDIÇ
